17 Haziran 2014 Salı

Hopa'da Belçikalı

Hopa'da Belçikalı

    Hopa'nın yol için doldurulmuş,sahilinde yürüme parkuru gibi yaptıkları yaya yolundan eve yürümeye karar verdim. Her zaman ki maddi sorunumuz; teknoljik bakkaların yok olma döneminin başlangıcını yaşıyorduk.Bu yüzden moral  sıfırın altına inmişti.Hiç olmazsa, Hopa'nın o müthiş gün batımının verdiği huzur ile eve gidip , hayattan bir iki  gıdım mutluluk çalmaktı amacım.

     Eve yaklaştıkça yol üzerindeki eski dalgakıran duvarına koymuş denize bakan, yanında kocaman bir sırt çantası, arkasında da küçük sırt çantalı biri dikkatimi çekti. Buralı olmadığı belliydi. Yaklaştıkça yüzünün kırmızı, azalmış saçının  da batan güneşte dahada sarı gözükmesi Avrupalı turist olabileceğini düşündürttü. Üstündeki ütüsüz kırmızı tişört'ünün toz, kir karışımı hali belli oluyordu. Kırmızı rengin parlaklığı kalmamıştı.Kalın sarı kaşlı, saçı kesilmiş ve sarı olduğundan mı bilmem, ileriye uzamış başı dikkat çekiyordu.

    Elinde bayat olduğunu tahmin ettiğim ekmeğin, uç kısmını özenle tutmuş, üzerindeki çikolata bitecekmiş gibi iki ısırık kalmış lokmasını süzüyordu gözleriyle.Bitmesin diye yavaş yavaş yemesi de beni derinden etkiledi. gözleri de batmak üzere olan güneşe doğru özlemle bakıyordu. Bir  anda aklımdan çocukluğumdaki yoksulluk  yılları geçti. Ardından acıma hissi de cabası. Aslında kendime acımam gerekirken Avrupalı birine acıma  hissi duyabileceğim aklıma gelmezdi. Kendisini geçmek üzereyken konuşmak-konuşmamak arasında takıldım kaldım. Tam geçtim derken  25 yıl önceki İngilizce ile döndüm geriye."Merhaba, merhaba" ,"ingilizce biliyon mu ? ", "memleket nere ? " gibi sorularla  samimiyeti de kurduk. Ve sadede geldim. Dedim "ev yakın yemeğe gidelim ? "olmaz"  dedi. ısrar da para etmedi. Utandı her halde. Havada karardı kararacak "o zaman bir kahve ısmarlayayım" dedim. "Bak o olabilir" dedi. Aslında ben de o  an pişman oldum. Bu kadar ısrarımın sebebini  halen anlamış değilim. aslında  gelmese de pişman olurdum, aç bıraktım diye.

    Yok dese de Aldım ağır olan sırt çantasını omzuma. Yolda yürümeye başlayınca  muhabbet arttı. Cepten arayıp  eşime misafir getiriyorum haberin ola dedim, demesine de yabancı olduğundan haberi yoktu.

       Eve gelene kadar yeni taşındığım mahallede birçok kişi, beni tanısa da İngilizce konuşabildiği mi bilmediğinden bakışlarını üstümde hissettim. Utandım. Asansörde rahatladım. kapıyı çaldım. Ablam ve Yasemin açtı. Yüzler bir anda tebessümden şaşkınlığa geçti. Benle  göz göze geldiklerinde tekrar gülümsediler. Kendine gelir gelmez bana gizlice, hatta Lazca "niye getirdin?" dediler. Adam pasaklı yıllardır yıkanmamış  gibi. Çekindiler doğal olarak.  Balkona çıktık. Yasemin kahve yaptı. İçerken yemek hazırladılar. Bu arada Avusturalya'dan gelen bir kavanoz dolusu nescafe düştü kırık kavanoz içinde Avustralyalı kahve zayi oldu.

      El yüz yıkatıp, balkonda yemek yedik. Ama ne yedik.Israrlarıma yok diyen , uzunca bir süre yemek yemediği belliydi. Israr ettikçe yedi. Turşu dan Laz yemeklerine,Biz vazgeçtik yemekten, onu seyrettik. Aslında o yedikçe biz  mutlu oluyorduk. ayıptır söylemesi Pilav üstü kuru fasulye, iki tabak. O  yemeğin ardına iki kase de sütlaç ile bitirdik sandık.
 Yemekte muhabbet iyi gitti ama İngilizcesi Fransızca gibi gelmeye başladı. anlamakta zorlanmaya başladım. Fransızcası daha iyiymiş ama bende Fransızca yok tabi. yemekten sonra duşa yolladım. Uzun zamandır yemediği gibi ,yıkanmadığı da belliydi. Duştan sonra sakal tıraşı da olmuş. Adama benzemişti. Yine balkon muhabbeti, hayat hikayelerimiz, arada Türk kahvesi,Pasta börek hiç eksik  değil. Derken çay ve son olarak Karpuz. Bol bol yedirdik. Memleketine gidince  aç bıraktı demesin.Saat on ikiyi gösterirken bizimkiler misafire yatağını,pijamalarını hazırladılar. Ben de İnternet kullanıp  ailesiyle görüşsün diye bilgisayarı ayarladım. Özel konuşsun diye de yalnız bıraktım. İçeri geçtiğimde ablamın kuruntusu bitmişti. "Ya adam katil midir nedir bilmiyoruz" demişti, ama tanıdıkça zarar verecek birine benzemediğini düşündüler. Haksız da sayılmazlardı.İlk görünüşü korkutucu sayılırdı.

   Ertesi gün İran vizesi ile ilgili  sorununu halletmek üzere Dükkanın  yolunu tuttuk. Vize için bankadan ödemesini yaptım.Gideceği yol güzergahını çizdim Öğle saatlerine  gelirken yolcu ettim. Baktım ikindide yine dükkanda ."Aha da evlatlığım geldi" dedim içimden.





  Bir yıl sonra sonra facebook'ta yayınlamış olduğum fotoğrafı Belçika gazetelerinde görünce "Aha pijamayla dünya gazetelerine  çıktık rezil olduk"dedi ablam. Allah'tan Hopalı kimse görmedi de  yırttık....

Levent YAZICI   2014 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder