3 Temmuz 2013 Çarşamba

Uykusuzluk IQ Yüksekliğine Alamet Değildir


  Uzun zamandır sabah ezanından sonra yatıyorum. Sanırım orta okulun ilk yıllarından sonra  geç yatmaya başladım. O dönemler  kitap okuyordum. Lisede televizyon da eklendi. Yüksek okulda bilgisayar ağır bastı. Liseye dışarıdan ders verdiğim dönemler kitaplara ağırlık verdim. Askerde radyoya ve bilgisayar öncelikliydi. Hama hep Sabah ezanında yatmaya devam ettim. 
    İş hayatımın ilk yılları kitap okuma  ve bilgisayar tamiratı ile geçti. İnternet gelene kadar. İnternet ile de uzun yıllar geç yattım. Ancak Öykü Sıla allak bullak etti. Artık Adsl  vardı da o sadece oyalıyordu, Öykü'den kalan zamanlarda kullanabiliyordum. Bu sefer yoruldum. Öykü biraz büyüdükten sonra 12 de yatmaya başladım. Sabah ezanını ender duyuyordum.
     Son yıllarda fiber vardı da  Akdeniz de vardı,  Akdeniz,  annesinin kontrolünde idi.Ben koluna odaklanmış vicdan azabı çekiyor yatamıyordum.Halen de öyle.Bu günlerde boyumun 5 misli üzerine çıkmış banka borçları da yatırmıyor.Kitap işi kalmadı, arada çocuklara yazdığım günlük denilen ama ayda bir zor yazdığım karalamaları saymazsak.

 Sabah ezanından sonra eğer yorulmamış isem biraz yazı yazabiliyorum.Bazen o kadar yorgun oluyorum ki yatak odasına giderken uyku kollarımın ve bacaklarımın hakimi oluyor. Ama kızımın odasına girip üstünü örtecek kuvveti hep buldum. Yada uyku bile acıyor halime kolları ve bacakları serbest bırakıyor. Sessizce girdiğim kızımın odasında özellikle belimin sağlam olduğu  günler  yanağına bir öpücük konduruyorum. Bazende uyanır gibi oluyor sadece üstünü örtmekle yetiniyorum.
     Öykünün odasından kendi odama geçtiğimde de sessizliği koruyorum. Ama yasemin Akdeniz'in sesi sanıp bir an gözlerini açar. beni gördüğün de tekrar uyur. her seferinde de içimi korku kaplar kızacak diye. Yatağa girdim mi düşünceler peşimi bırakmaz. Yorgunluğun derecesine  bakar hemen uykuya geçmem.uyku hali gece yemek yemişsem karışık rüyalar ile geçer. Sabah sıkıntı bel ve sırt ağrısıyla kalkmaya çalışırım. Ayıptır söylemesi pantolonu bile giyerken bel ağrısından neredeyse pantolonu yırtayım diye düşünürüm.

Okula gitmekten bezdiğim yıllar gibi uzun süredir işime gitmekten de bıktım. Aslında işimden ziyade insanların iki yüzlü davranışlarından bıktım. Her gün birilerini mutlu etmek zor gelmeye başladı. Her söylenen yalanı kırmadan üzmeden yüzüne vurmak, Anladığında da sanki yalanı o söylememiş gibi davranmak zorunluluğu. Bu sefer bende iki yüzlülük yapmış oluyorum. Hele de sabah yalancı biri geldi mi; gitti o gün. Akşama kadar musallat oldu  artık. Her gelene de anlattığımız oluyor arada bir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder